Ask.fm Fallow Me on Bloglovin Goodreads Join Us on Facebook Google Plus Instagram Youtube

menü

25 Temmuz 2013 Perşembe

Aynı Yıldızın Altında - John Green



Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü

On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Gracein birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.

Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazelın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır... 

Kitabın güzel olduğunu ve beni salya sümük ağlatacağını bildiğim halde yinede okudum. Güzeldi demek çok klişe kalıyor ama başka ifade edecek kelime bulamıyorum ne yazsam kitabın yanında hafif kalacağına eminim. Pegasus beni mahvetmek için böyle güzel kitaplar çıkartıyor kanımca önce "Senden Önce Ben" şimdi de "Aynı Yıldızın Altında". İki kitapta da aynı duyguları hissettim ve şu an darmadağın vaziyetteyim. Kıyaslama yapmayacağım kitaplar arasında ikiside eş değerde benim için.



Hala bu vaziyetteyim desem abartmış olmam heralde. Ne ağladım be...

Kitabın konusu kanserli çocuklarla ilgili ki baş karakterimizde kanser hastası. Hazel'a tiroid kanseri teşhisi konuyor daha sonra kanser metastaz yapıyor ve ciğerlerine sıçrıyor bu nedenle sürekli yanında oksijen tüpüyle gezmek zorunda.

Kendini ölüme alıştırmış. Öleceği biliyor ve kanserini yenmeye dair hiç bir umudu da yok. En önemlisi hiç bir isyan lafı duymadım ağızından. Kitabı Hazel'in gözünden okuyoruz zaten. Neden kanser oldum diğer insanlar rahat yaşarken neden ben oksijen tüpüyle gezmek zorundayım demedi hiç. 16 yaşındaki bir ergenden beklenmeyecek derecede olgundu. Hayatın anlamını kavramış insanlar vardır ya onlardan olduğunu düşünüyorum. Yani öyleki yakınımızdan biri ölene kadar ölümü gerçekten unutuyoruz. Ya da hatırlamak istemiyoruz ama yakınımızdan ya da komşularımızdan hiç tahmin etmediğimiz biri aniden ölünce bilincimiz açılıyor. 


Ölüm acı bir şey hangi yaştan olursa olsun ister ani ister hastalık sonucu kabullenmek zor oluyor her zaman. Bu kitap bana tekrar aslında ne kadar da fani olduğumuzu hatırlattı.

Çok kasvetli yazmaya başladım sanırım :D Hazel'ın düşünce tarzı hoşuma gitti kabulleniş. Sadece ardında bırkacağı annesi ve babası için üzülüyor. Yaptığı bazı şeylerde sırf onları mutlu etmek için mesela hiç istemese bile annesi istediği için Destek Grubu'na katıldı.

Hiç gitmek istemediği bir günde, grubunda bulunan ve göz kanseri sonucu tek gözünü kaybetmiş Isaac'e destek amacıyla o gün oraya gelen Augustus'la tanışıyorlar.

Augusrus'ta 17 yaşında kanser hastası ve bir bacağını kaybetmiş ama çok çekici ve yakışıklı bir çocuk. İlk anda ikisi de birbirlerinden hoşlanıyorlar. Daha sonra Gus, Hazel ile flörtleşmeye başlıyor. 

Aralarında yavaş yavaş gelişmeye başlayan o saf, masum aşk çok güzeldi. Öyle abartılı canımlı cicimli konuşmalar ve cıvık cıvık bir aşk yoktu. Kaprislerin olmadığı, yanlış anlamaların olmadığı, öfkenin, kıskançlığın olmadığı tertemiz bir aşk. 

Başlarda Hazel, aşık olmak istemedi bunun tek sebebide Augustus'un eski kız arkadaşı Caroline'ın beyin kanseri yüzünden ölmüş olmasının yanı sıra onun için yazılan bir yorumun etkisinde kalmasıydı.

El bombası gibiyim diyordu. Ben patlayacağım ve yakın çevremdekiler benim şarapnel parçalarımdan yaralanacaklar. Ama hayatın kısalığı herkesten iyi bildiği için bundan vazgeçti. Onu sevmek sonuçta bir seçimdi ve Augustus'ta bu seçiminden pişman değildi.

Bir birlerine sürekli, Peki! Peki! demeleri çok şirindi ayrıca.

Bundan böyle benimde favori sözcüğüm olabilir pekala. Kitap içinde de bir kitap vardı. Hazel saplantılı bir şekilde seviyordu bu kitabı. Kitabın yarım bir şekilde bitmesi yüzünden de tek büyük hayali ölmeden önce yazarından devamını öğrenmekti. 

Yazar Amsterdam'da yaşıyordu ve oraya bir yolculuk yaptılar. Oradaki bir sahneye ait görüntü buldum paylaşmasam olmaz.



Augustus karakteri çok canlı yaşama sevinci doluydu. Ona keza Isaac karakterinide çok sevdim kendi engelleriyle dalga geçebilen bir yapıya sahipti. Kitaptaki her karakteri ayrı seveceğinize eminim.


Yıkılacaksınız, salya sümük ağlayacaksınız aynı zamanda güleceksiniz de. Ama kitabı bitirdiğiniz an dönüp baştan okumak ve tekrar tekrar ağlamak isteyeceksiniz. Benden 5 yıldız aldığını söylememe gerek yok sanırım.

Kitap fenomen haline dönüşmüş yüzükler, kolyeler aklınıza ne gelirse hepsinde OKAY! yazısı var.




Kitabın filminin çekileceğini belki duymuşsunuzdur. IMDb'de vizyon tarihi olarak 2014 demişler. Ben filmini kesinlikle izlemek istiyorum. Ayrıca IMDb'de casta Hazel Grace Lancaster için Shailene Woodley'i, Augustus Waters için de Ansel Elgort'u yazmışlar. Ama ben Ansel Elgort'tan hiç memnun değilim kesinlikle saçma bir seçim olmuş gözleri mavi bile değil çocuğun ya yemin ediyorum film izlemekten soğutuyolar insanı =( Bence alttaki Gus tam olmuş hayalimde öyle kalacak :hıh:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...